|

BİRLİK VE BERABERLİK ( 2 ) Tarih kitaplarında yer alan adını bildiğimiz-bilmediğimiz pek çok millet ve devlet bugün yoklar. Bunların tarih sahnesinden silinmelerinin birçok muhtelif sebepleri var. Ancak bu sebeplerden biri var ki, açık bir şekilde diğerlerinin önüne geçmekte en önemli çöküş sebebi olarak öne çıkmaktadır. İşte bu sebep tefrikadır; yani ayrılık, bir birbirine düşme, bir ve beraber olmamadır. Elmanın içine girmiş kurt gibi aileleri, toplumu ve milletleri içten içe çürüten tefrika, ailelerin ve milletlerin yok olmasına ve devletlerin yıkılmasına sebep olmuştur. Kendi tarihimize baktığımızda da aynı durumu çok net bir biçimde görürüz. Dış saldırılar, savaşlar, tabi afetler, açlık, kıtlık ve felaketler karşısında dimdik ayakta kalmayı başaran ecdadımız, ne hazindir ki, ayrımcılık sebebiyle bir birlerine düşmüşlerdir. Beraberliği sağlayamadıkları için yok olmuşlardır. Bazen de aynı millet, aynı dinden olan insanlar, birbirlerinin kanını akıtmışlardır. Tefrika, ayrılık sadece geçmişte kalmış bir hastalık değildir. Yakın tarihte yaşanan pek çok hadise bizim toplum bünyemizdeki bu zaafı nasıl aleyhimize kullandıklarını göstermeye yeter. Irk, coğrafya, mezhep, ideoloji, siyasi fikir, dünya görüşü gibi konuların insanlarımızı kışkırtıp çatışmaya dönüştürecek bir araç, malzeme olarak kullanıldığını açıkça görmekteyiz. Hatta ne gülünçtür ki bu zaafımız bazen, spor, müzik, sanat gibi alanlarda bile kendisini göstermektedir. Din toplum hayatının en derin ve en güçlü gerçeğidir. İlk insanın bir peygamber olması, her topluma bir hidayet rehberi gönderilmesi hasebiyle insanlığın asıl geleneği ilahi kitaplardır, yani dindir. Hakiki mana da Allah’ın emirlerine uyulmayan cemiyetlerde huzur olmaz. Belki görünürde bir düzen vardır. Fakat bu çıkar ortaklığından olduğu için ortam müsait olduğunda yıkılmaya mahkûmdur. Nasıl ki bazı organları hasta olan bir vücut zayıf ve güçsüz düşerse, düşmanlığın çoğaldığı, birlik ve beraberliğin olmadığı toplumlar da ne kadar güçlü gözükürse gözüksünler kısa zamanda güçsüzleşirler. Bir toplumun kendi içinde ayrılığa düşmesi düşmanları için bulunmaz bir fırsattır. Hatta tefrika yoksa oluşacak zemini hazırlamak, küçük kıvılcımlardan büyük yangınlar çıkarmak dün de bugün de netice veren bir stratejidir ve yaygın olarak uygulanmaktadır. Birlik ve dirliğimizi bozacak bu tür tuzaklara karşı uyanık olmak müslümanın ileri görüşlülüğünün gereğidir. Günümüzde de kanayan bir yara olarak devam eden “tefrika arızasını” tamir için kendini din yolunda insanlığın hizmetine adayan büyük insanlar nasıl bir reçete sunmuştur: “ Benim fikir ve görüşüm doğrudur veya daha güzeldir demeye hakkınız var, fakat sadece benim görüşüm doğrudur demeye hakkınız yoktur.” “ Düşmanlık etmek isterseniz kalbinizdeki düşmanlığa düşmanlık edin onu kalbinizden kaldırmaya, çıkarmaya çalışın.” “ Kendi elimizle yıkılışımızı, tükenişimizi hazırlamak istemiyorsak, düşmanımızın, nefis ve şeytanın oyununa gelmememiz gerekir.” Aynı dinin mensupları, aynı kaynaktan beslenen kardeşler olarak, tenkitlerimiz yıkıcı, kırıcı ve küstürücü değil, yapıcı olmalı ve diğer kardeşlerimizin meziyetlerini takdirle karşılamalı ve bu hasletleriyle sevmeliyiz. Yazımı rahmetli şair Mehmet Akif ’in mısralarıyla noktalamak istiyorum: Girmeden tefrika bir millete düşman giremez Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez! Sevgi ve muhabbetlerimle... NECATİ AKTAŞ HABERIN DEVAMINI OKUMAK İÇİN ÜYE OLMANIZ GEREKMEKTEDIR.ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ |